28 Ara 2011

Seni Tanıyor muyum?

Yorum Yok Genel

Zaman geçiyor ve ben de ona karşı duramadığım için yaşlanıyorum… Bu süreç ilginç bir süreçmiş, şimdi daha iyi anlıyorum.

Neler neler oluyormuş insanın hayatında, neler gidiyor, yok oluyor, yerine neler neler geliyormuş.

Acısıyla, tatlısıyla “bir hayat” yaşıyoruz. Daha doğrusu “bir” hayat yaşıyoruz. Tekrarı, geri dönüşü olmayan, dersini yaşadıktan sonra aldığın, cezasını yaşarken çektiğin “bir” hayat.

20′li yaşlarıma kadar çok rahat bir hayat yaşadım.

Tam da 20′yi devirdiğim bir dönemde babamı yitirdim.

Hayata tam da hazır değilmişim demek ki, 20-30 arası çok zorlandım. Sıkıntılar hep üst üste geldi. Başarılı bir öğrenciyken, defalarca iyi üniversiteler kazanmama rağmen, çalışmak! zorunda olduğum için, kazanmama rağmen istediğim üniversitelerde okuyamadım.

Sonra, bu süreç askerliğimi de etkiledi, erteledim de erteledim. Bu arada evlendim. Beni inanılmaz mutlu eden ikizlerim oldu. Tam 30 yaşını devirirken askerliği de aradan çıkartmaya karar verdim, başka türlü görmemin – ne acı bir itiraftır – çok da mümkün olmadığı Şırnak’ı gördüm.

Şimdi bedelli çıktı ve benim yaş grubuma denk geliyor. İmkanım olsa faydalanırdım ama 30000 TL da iyi bir bedel, hem askere gidince daha farklı düşünüyor insan. Onu da öğrendim, daha doğrusu dünyaya başka bir gözle daha bakmayı da öğrendim.

Şimdi şöyle bir bakıyorum arkama. Bugüne kadar hiç bakmadığımı fark edip.

Neler neler kaybetmişim, ne ödünler verip ne kadar sapmalar yaşamışım hayatımda.

Eğer paralel evrenler varsa, bir yerlerde her şeyi dosdoğru yapan bir ben var mıdır acaba?

Ya da her şeyi dosdoğru yapmak mümkün müdür?

Gerçekten merak ediyorum…

İlişkilerime bakıyorum, arkadaşlarım, eşim, aslında herkes benim istediğim, benim düşündüğüm, benim birlikte yaşamayı talep ettiğim gibi olmuş, oldukları gibi kalamamışlar. Kalanlar, benle kalmamışlar…

Tam tersi de olmuş tabi ki. Ben de artık 20′lerimdeki adam değilim, onların çizgilerine yaklaşmış, onların istediği adam olmuşum.

Törpülemiş ve törpülenmişim açıkçası. Değişmişim, değiştirmişim. Doğru mu yapmışım?

Bugün aynaya baktığımda o yüzden soruyorum kendime bu soruyu: “Seni tanıyor muyum?”

12 Eki 2011

Değişim…

Yorum Yok Genel

Değişim…

İnsanların sürekli yaşadıkları ancak belki de farkında olmadıkları için korktukları bir unsur.

Belki bu sebepten “Değişmedim ama geliştim” diyebiliyor insanoğlu. Gelişimin değişimin vazgeçilmez parçası olduğunu anlayamadığı için.

İnsanların, organizasyonların, ailelerin en büyük korkusu olan değişime karşı durulabileceğini sanmak en basit ifadeyle cahillik olur.

Konuyu bu saydığım unsurlardan herhangi birisi için ele alabiliriz.

Ama bugün ben ailedeki değişimi konu edinmek istiyorum. Organizasyonlardaki değişimi atlayıp asıl konuyu ıskalamıyorum, merak etmeyin. Ona da sıra gelecek. Ama aile toplumun temel direği. Değişim istiyorsanız, önce aileden başlayacaksınız, nihayetinde aileye işlememiş bir değişim topluma sirayet etmez. Bunun da farkında olmak lazım.

Devamı

05 Ağu 2011

Adermatoglifia

Yorum Yok Genel

Adermatoglifia.

Parmak izi olmadan doğmak.

Bugün okudum Radikal’de. Bunu sağlayan gen bulunmuş. Hani bizi birbirimizden tamamen ayırt eden, taklit edilemeyen parmak izimiz var ya. Onu yok eden bir gen.

Düşünsenize parmak izi olmayan bir toplumu. Ne kadar da ayırt edilmesi güç olurdu? Ne kadar yaşanması güç olurdu?

Değil mi?

Aslında değil. Zaten yaşanması güç bir toplumda yaşıyoruz.

Şöyle ki; bugün, hali hazırda, binbir ayrı fikri bünyesinde barındıran, birbirimize bir diğerinden “farklıyız” diye kızan bir insan topluluğu değil miyiz zaten? “Farklı” olanı sevmiyor, “bizden” kabul etmiyoruz.

Güçlüğü, zorluğu kendi içimizde yaratıyoruz.

Tanrının birbirinden “sonsuz” derecede “farklı” yarattığı insanlar olarak, “farklı” olanı sevmiyor, dışlıyoruz. Her şey “bizim” gibi, herkes “bizden” olsun istiyoruz.

Herkes “bizim” takımdan olsun, herkes “bizim” partiye oy versin istiyoruz.

Ne kadar büyük bir tezat!

Tanrım, keşke adermatoglif yaratsaydın bizi. Ama sadece parmak izlerimizi değil, keşke beyinlerimizi de adermatoglif yaratsaydın.

Zaten vermek istediğin mesajı anlayamamışız, bari zahmete girmeseydin, biz de mutlu mesut yaşar giderdik, herkes “bizden” herkes “bizim gibi”.