İnanın şoktayım.

Cuma günü Blogger’ın kapatılması ile bu platform üzerinden yayın yapan tüm bloglar da kapatılınca şaşırmamış(!), üzülmüştüm.

Türkiye’de yaşıyoruz, kimbilir yine kim neye kızdı, mahkemeye verdi, konuyu derinlemesine bilmeyen bir yargı mensubu da karar verdi sanmıştım. Ama işin özü çok vahim bu kez.

Olay bir-iki gün içinde açığa çıktı, olayın faili belli oldu:Digiturk!

Hani şu dijital platformların ilki, öncüsü, teknoloji lideri, en çok abone sayısına sahip Digiturk.

Olayın çıkış noktası ise blogger üzerinden yayın yapan bazı blogların LigTV yayınlarını herkese açık, şifresiz olarak yayınlaması. Digitürk ihale ile büyük bir meblağ karşılığı aldığı ve abone usülü verilen LigTV yayınlarını şifresiz veren çok sayıda blogun bulunduğunu ileri sürerek telif hakları yani fikir ve sanat eserleri (FSEK) kanunu kapsamında mahkemeye başvurmuş.

Digiturk’ün telif hakları ihlallerini takip eden ve bunları durduran bir ekibi var. Bu bölüm Antifraud olarak adlandırılıyor.Başvuruyu yapan bu bölüm.

Fakat bunu yaparken sanıyorum olayın büyüklüğünün farkında değillermiş ya da bunun nasıl bir etki yaratacağını düşünememişler diyorum kendi kendime.

Burada bir kaç tespitte bulunmak gerekiyor diye düşünüyorum:

  1. Bu tip durumlarda süreci yönetecek kişi bir Antifraud Yöneticisi’den daha öte olmalı.
  2. Dijital alanda yayın yapan, hedef kitlesi bu teknolojiye hakim ve kullanan insanlar olan servis bazlı bir şirket, dijital alanı çok çok iyi kullanan ve hiç suçu bulunmayan bloggerları da karşısına almış durumdadır.Buna çözüm bulmak zorundadır.
  3. Bu süreçte blog hizmeti veren servis sağlayıcılarının kapatılması yerine, Lig TV yayınlarını bloglarla internetten herkese açık, şifresiz olarak yayınlayan blogların/kişilerin IP numaralarının mahkemelere ve savcılara verilmesi ve bu içeriklerin durdurulması mümkün değil miydi?
  4. Keşke bu süreç yaşanmadan bu problem öngörülseydi, hele ki ortada bir wordpress kapatılması örneği varken.

Bir Pazarlama Danışmanı olarak, konu ile ilgili önerilerim ise şunlar:

  1. Digiturk, yaptığı hareketi resmi bir dille açıklamalı ve bunu müteakip yaşanan sorunlardan dolayı özür dilemelidir.
  2. Bu açıklamalar şirket avukatı, antifraud bölümünden bir sorumlu ve bunlara ek olarak mutlaka bir PR uzmanı ile beraber yapılmalıdır.
  3. Digiturk yaşanan krizi küçümsememeli, bloggerların önemini (anladığını) bildiğini! belirtmeli ve bloggerlarla toplantılar yapmalı, bir an önce arayı düzeltmeli, ortak basın toplantılarını göze almalı ve herkesin bu durumdan mağdur olduğunu anlatabilmelidir.
  4. Bu durumun sonuçlarını ölçmeli, en azından Blog Search’de Digiturk konulu yazıları görmelidir.
  5. İnternette site kapatma kararı aldırırken doğru yönetilmemiş bir operasyon yüzünden marka değerini ne durumlara düşürdüğünü görmeli, sonuçlarını ölçmeli, bunu tekrarlamayacak bir sistem kurmalıdır.
  6. Ve kesinlikle bu kötü PR’ı temizleyecek PR bütçesini, blogger’ı kapattırarak ettiği karla ölçmelidir. Aradaki fark sanırım her şeyi anlatacaktır.

Ben birçok blogda gördüğüm “Digiturk iptali” kampanyalarının çok büyük başarıya ulaşacağını düşünmüyorum. Ancak yaratılan kötü izlenim sanırım çok daha fazla zarar verecektir.

Kendi ayağına kurşun sıkan markadır artık gözümde Digiturk. Adından digitali de atmalıdır. Düştüğü durumu Blog Search‘de, Twitter‘da izleyip kendisine yeni bir yol çizmelidir.

İnternetin hafızası insan hafızasından daha kalıcı, bu konuda Özgür‘e katılıyorum. Sanırım bu yaşananı Digiturk düzeltmezse, uzun yıllar hatırlayacağız…



Yorum Birak

blank