Darfur Kampanyasında Nadia Plesner - Louis Vuitton Savaşı
Brand, Design, Kampanya, Louis Vuitton, Marka, Nadia Plesner, Save Darfur, Tasarım Mayıs 5th, 2008
Bugün her zamankinden daha farklı bir yazı yazmak istedim.
Danimarkalı tasarımcı Nadia Plesner Darfur’da meydana gelen iç savaÅŸtan etkilenen halk ve özellikle çocuklar için açılan “Save Darfur!” adlı sitenin yürüttüğü global kampanyaya destek için bir tasarım yapar.
Plesner, tüm medyanın da dikkatini çekebilecek bir iş yapması gerektiğinin de bilincindedir.
Bu sebeple tasarımı basit ancak çarpıcı yapmaya karar verir.
Basit olan kısmını herkesin bildiği ölümle ve açlıkla mücadele eden çocuk figürüyle, çarpıcı olan kısmını ise bu çocuğun koluna iliştirilen lüks bir çanta ve kucağındaki küçük ve sosyetik
köpekle vurgulamaya karar verir.Bu fikirden hareketle ortaya aşağıdaki poster ve t-shirt tasarımları çıkar.
Nadia Plesner, bu yola çıkarken bu tip bir durumu öngördümü bilinmez ama tasarımda kullandığı öğelerden çanta gerçekten de olay yaratır.
Louis Vuitton olayı üstüne alır, Paris Merkez Ofisi’nden Nadia Plesner’e gönderilen bir mektupla duruma itiraz eder, tasarımda Darfurlu çocuÄŸun koluna takılan çantanın kendi firmaları için üretilen bir tasarımdan hareketle çizildiÄŸini ve bunun kabul edilemez olduÄŸunu belirten bir yazı yayınlar. İlginç olan bu yazıda hiç bir ÅŸekilde Louis Vuitton markasının ve/veya tasarımlarının bu tip bir kampanya ile zarar gördüğüne deÄŸinmezler. Louis Vuitton’un temel derdi, markanın ve logonun izinsiz kullanılmasıdır.
Nadia Plesner ise bu süreçte tasarımın farklı olduğunu, iyi incelendiğinde bu gerçeğin ortaya çıkacağını söyler.
Neticede Louis Vuitton avukatları ile Nadia Plesner’in avukatları konuyu bu ay sonuna kadar bir çözüme baÄŸlayacaklar.
İşte bu yazı tüm bu olan bitenin sonunda ortaya kondu. Tartışma konusu tasarıma gelince.
Ona da siz karar verin Louis Vuitton mu haklı Nadia Plesner mi?
Siz Louis Vuitton markasından sorumlu olsanız ne yapardınız?
T-Shirt Tasarımı

Jenerik Marka Olmak ve İlla ki Pınar Sucuk
Brand, Marketing, jenerik marka, pazarlama, pınar Nisan 10th, 2008
Bugünlerde reklamlarda bol bol Pınar Sucuk reklamları ön plana çıkıyor.
Halı sahada kırmızı kart gören oyuncu kırmızı kartı görünce, eÅŸiyle yatakta yan yana görüntülenen adam eÅŸi gülünce “Åžimdi canım öyle bir Pınar Sucuk çekti ki” deyip anlatmaya baÅŸlıyor. Biz de izliyoruz bu jenerik marka olma çabasını.
“Jenerik Marka” pazarlamada önemli bir kavram.
Jenerik marka olmak, tüm marka sahibi işletmelerin hayali belki de.
Peki “Jenerik Marka” olmak ne demek?
Jenerik marka, markanın faaliyet gösterdiği kategorinin yerine geçmesi, ona adını vermesi olarak tarif edilebilir kısaca.
Jenerik marka olmak fırsat mı? tehlike mi?
“Jenerik olmak ve tüm kategorinin kendi markanızla anılması, bilinirlik ve tüketicinin ilk talep edeceÄŸi ürün olmak açısından bulunmaz bir fırsattır. Ancak hem dağıtım kanalınız iyi olacak hem de satıcıya para kazandıran bir satış modeliniz olacak ki, sizin markanız istendiÄŸinde baÅŸka bir marka verilmesin.” diyor bir jenerik markanın yöneticisi.
Bu, Nescafe ya da Cif istediğinde şişesi, kutusu ona en çok benzeyeni, Selpak istediğinde de ambalaj tasarımı, renkleri ürünü çağrıştıranı verilmesin istiyorsanız, bu iki noktaya dikkat edin demek.
Aklımıza Türkiye’den çok sayıda örnek geliyor aslında şöyle bir bakarsak;
Kimlere nasip olmuÅŸ bu ülkede “Jenerik Marka” olmak!
Ve devasa yatırımlar yapan bir çok firma, en çok iÅŸ yaptıkları kategorilerde ne yazık ki jenerik marka olmayı baÅŸaramamış; Ülker gibi, Eti gibi, İpragaz gibi, Solo gibi, Fıratpen gibi… Örnek çok.
Bunlara PINAR SUCUK’u da ekleyebiliriz. Ne kadar çaba gösterse de sucuk için kimsenin Pınar Sucuk diyeceÄŸini sanmam.
Tabi ki bu kadar basit açıklanamaz. Bu bir markanın halk/tüketici tarafından benimsenmesi süreci.
Jenerik marka olamayan firmalar için de bu durum aslında fırsat olarak bile algılanabilir. Tabi tüketici çok bilinçli değilse.
Satış/dağıtım ağının iyi organize edilmiş olması, üretimde süreklilik ve ürün kalitesi ile uygun fiyat ikame ürün olmayı sağlayacaktır. Ve tehditi fırsata dönüştürme imkanı yaratacaktır.
Bu sürecin yok ettiği ya da zarar verdiği örneklerde çok.
Bunlardan en bilineni DUŞAKABİN.
DUÅžAKABİN markasıyla Türkiye’de duÅŸ kabini üretimine 1984′te baÅŸlayan Intermart, zamanında tescil ettirmediÄŸi bu ürünü 2004 Nisan ayında pazardan çekmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Alman Hüppe Classics’i piyasaya sunan Intermart, 250 farklı markanın rekabet ettiÄŸi 30 milyon euroluk pazarda yeni markasıyla yüzde 35 pay almayı baÅŸardı.
Önemli sayılabilecek diğer iki örnek ise Tibet Kimya bünyesinde yaşanmış.
Tibet Kimya tarafından üretilen CAM-SİL, pazarın % 46.4′üne sahipken, tuvalet kokusu gidericiler pazarının ilk markası ERNET 55 yıldır üretilmesine raÄŸmen Tibet tarafından ithal ürünlere karşı bir strateji geliÅŸtirilmemesi nedeniyle % 17′e paya kadar gerilemiÅŸ durumda.
Jenerik marka olmak kötü bir şey değil fakat tehlikesi çok, başarılması ise çok çok zor bir yol.
Tehlikesi, sektördeki kalitesiz ve ucuz ürünlerin de kendi adlarıyla anılması, marka imajının zedelenmesini de beraberinde getirmesinden, jenerik marka olmanın zorluğu ise pazarın globalleşmesi neticesinde tüketiciye sunulmamış ürün kategorisinin neredeyse hiç kalmaması ve bu fırsat keşfedilse bile maliyetinin yüksekliği olarak düşünülebilir.
Bugüne kadar mevcut logo üzerinde ufak oynama ve eklemeler yapan Xerox, 40 yıldır kullanılan logosunu font karakterinden görünüÅŸüne kadar yeniledi.
Xerox’tan yapılan açıklamaya göre, küçük harflerle oluÅŸturulan yeni Xerox logosunun yanında bir küre ve o kürenin üzerinde, günümüz teknolojisini ve Xerox’un faaliyet gösterdiÄŸi 160 ülkedeki insanları birbirine baÄŸlamayı sembolize eden esnek bir "X" harfi bulunuyor. Xerox için oluÅŸturulan yeni fonta Xerox Sans adı verildi.
DeÄŸiÅŸim bana Arçelik’in büyük harfli bold logodan küçük harfli daha samimi ve italik logoya dönüÅŸünü hatırlattı.
Arçelik bu logo deÄŸiÅŸimini yaparken üretim - sanayi odaklı görünümünü müÅŸteri odaklı görünümle de takas etmiÅŸti.
Xerox’ta bu deÄŸiÅŸimi hedefliyor olabilir.
Bold ve büyük harflerin tüketiciye verdiÄŸi imajın hantal ve ataletli bir yapı imajı olduÄŸunu düÅŸünmüÅŸümdür hep.
Yuvarlık hatlı, küçük karakterli logolar ise çok daha hızlı hareket eden ve sorun çözen, daha sempatik, müÅŸteriyle empati kurabilen bir kurumun havasını veriyor.
Tabi bence…