Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 santim yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.
Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 santim zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 santim zıplarlar. Üzerilerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı hayat dersine bağlı yaşarlar.
Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına “cam tavan sendromu” denir.
Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.
İşte bugünlerde ben de sık sık kendi cam tavanımı düşünür oldum. Benim cam tavanım ne kadar yüksek bunu çözmeye çalışıyorum.
Fırsatları değerlendirmek önemli ama bir o kadar önemli olan fırsatları yaratabilmek sanırım. İşte önümüzdeki günlerde yaratmaya çalıştığım bu fırsatlar ve akabinde benim adımlarım sanırım cam tavanımın yüksekliğini ya da ne kadar alçak olursa olsun o cam tavanı kırıp kıramayacağımı gösterecek.
Hiç düşündünüz mü, sizin cam tavanınız ne kadar yüksek?
Edit: Bu yazıyı yazdıktan sonra Friendfeed’te Tuğçe Esener paylaşmış, sağolsun. Yalçın Pembecioğlu da konu ile ilgili bir yorumda bulunmuş. Cevabımı friendfeed’te iletmeye çalıştım. Ancak benim de bu postta dikkatsizliklerim olmuş, onları bir düzelteyim ve friendfeed’te verdiğim cevabın da bir özetini ileteyim ki yanlış anlaşılmalar olmasın.
“Cam Tavan Sendromu” öğrenilmiş çaresizliğin bir çeşididir. Yani burada anlattığım zaten öğrenilmiş çaresizliktir, öğrenilmiş çaresizlik ile ilgili bir sürü deney örneği verilebilir.Burada anlattığım deney de öğrenilmiş çaresizliğin türlerinden biridir sadece, fakat “Cam Tavan Sendromu ya da Etkisi” terimi yönetim konusunda özellikle Türkçe’de çoğu kez bu şekilde kullanılıyor. Terimin orijinali Yalçın’ın da ifade ettiği gibi Glass Ceiling adıyla anılır ve Wikipedia’da olduğu gibi ifade edilir. Yazıda eksik kaldığını kabul ettiğim nokta ise terimi (kadınların kariyerde karşılaştığı engeli tanımlayan) genel kullanımından farklı olarak kullanırken özellikle Mümin Sekman’ın “Her Şey Seninle Başlar” kitabında ve onun dışında bazı kişisel gelişim uzmanlarının kullanım şeklini örnek olarak göstermemem olmuş sanırım. Özellikle Mümin Sekman’ın sitesinde de öğrenilmiş çaresizlik ve cam tavan sendromu ile ilgili yazıyı da görebilirsiniz. Cam tavan sendromu ile ilgili yazının kaynaklarından biri de Fatih Altaylı’nın 2006 yılında Sabah Gazetesi’nde yazdığı yazıdır.
Son Yorumlar