Marifet İltifata Tabidir
Diğer, Kişisel Gelişim 20 Şubat 2010
“Marifet iltifata tabidir” sözü özellikle bir insanda bir beceri geliştirmek istediğimizde ya da becerisini pekiştirmek istediğimizde, o insana ve geliştirmek istediğimiz davranışına iltifat etmek gerektiğini belirtiyor.
Aslında bu söz adeta psikolojideki edimsel şartlama ya da şartlanma özelliğini vurgulamak için söylenmiş.
Burrhus Frederic Skinner’in hayatımıza kazandırdığı “Edimsel Şartlama/Şartlanma” ise kısaca şu: Davranışların öğretilmesi, bir başka deyişle “davranışın biçimlendirilmesi” için olumlu ve olumsuz pekiştirme yöntemlerinin kullanılması, yani kısaca ödül ve cezaların kullanılması yoluyla canlıların davranışlarını biçimlendirme çabası.
İltifat da bir ödüldür ve bireyler iltifat yoluyla davranışlarını geliştirebilirler.
İbn-i Sina “Bilim ve sanat iltifat görmediği bir ülkeyi terk eder” demiş. Eğer bilime, sanata iltifat ederseniz, bunları geliştirirsiniz.
Doğaya iltifat ederseniz, doğal yaşamı korur, ava iltifat ederseniz, doğal yaşama zarar verebilirsiniz.
Yani neye iltifat ederseniz ona hak kazanır, onu hakedersiniz bir şekilde. İyiye iltifat iyiyi, kötüye iltifat kötüyü getiriyor beraberinde.
Turgut Özal’ın meşhur sözü “Benim memurum işini bilir” bir dönem devlet dairelerinde gizli tarifeler uygulanmasına neden olacak bir davranış biçimi geliştirdi. Nispeten azalmış olmasına rağmen hala bunun izlerini görüyoruz.
Aslında bu davranış biçimi Fuzuli’nin Şikayetname’sinde geçen şu ünlü sözünü de anımsatıyor bana: “Selam verdim, rüşvet değil deyu almadılar.”
Bakın iltifata tabi tuttuğumuz marifet aslında Osmanlı’dan bu yana bizimle yaşıyor, yani çok da şaşırmamak lazımmış Turgut Özal’ın bu sözüne.
Bu bozuk etik değerimizi yine benzer bir konuya atıfta bulunan özlü bir kaç sözle destekleyebiliriz:
“Bal tutan parmağını yalar.”, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.” v.b. gibi…
Marifet gördüğümüz şeyler etik değerlerimizle örtüşür daha doğrusu örtüşmelidir. Günümüz Türkiyesi’ne şöyle bir baktığımızda marifet görülen şeylerin çok da düzgün şeyler olmadığını görüyoruz ne yazık ki. Demek ki iltifata tabi olan marifetlerimizin örtüşeceği etik değerlerimiz de bozulmuş.
Bugün ne yazık ki halkımızın iltifat ettiği marifetler seçtikleri yönetim kadrolarından belli. Ağzı bozuk milletvekilleri, gözü yaşlı başbakan yardımcıları, mağduru oynayan hükümet ve muhalefet milletvekilleri ve başmağdur başbakan ve ana muhalefet lideri.
Her gün haberlerde izlediğimiz onlarca kan ve elem dolu haber, ardından izlediğimiz amcasının eşiyle birlikte olan ahlak yoksunu yeğenler, elinde silah ona buna saldırıp güya vatan kurtaranlar, sevgilisine kızıp gidip tanımadığı bir adamdan çocuk yapıp sonra onu yine tanımadığı insanlara vermeye çalışanlar, dünyanın kazığını yedikten sonra gidip yüzünü değiştirip önüne gelenden intikam almaya çalışanlar ve onları konu eden diziler ile bu yayınları ratinglerde en tepede tutarak onların bu marifetine iltifat eden bizler.
Bitti mi bitmedi…
Her gün ekran başında 60′ını geçmiş teyzelerin amcaların eşi ölür ölmez daha kırkı çıkmadan izdivaç programlarında kendilerine eş aradıklarına şahit oluyoruz. Kimsenin uçkurunun bekçisi değiliz ama çocuklarınıza neden kızıyorsunuz o zaman evlenmeden ilişkiler yaşayıp, kendi deneyimlerini oluşturduklarında.
Garip milletiz hakikaten. Bunları yazıyorum diye sakın “Çıktığı yumurtayı beğenmiyor” diye düşünmeyin. Bahsettiğim her şeyin içinde ben de varım bir şekilde, bu milletin genetik kodları bende de var neticede.
Ama üsttekiler marifet değil. Kabul edelim.
Marifet iltifata tabi ama iltifat ettiğimiz marifetler etik değerlerle örtüşmüyorsa durup bir kendimize bakmamız gerekir halkın bireyleri olarak.
Ne durumdayız? Ben baktığım yerden gördüğümü söyleyeyim, iyi durumda değiliz pek.
Sosyal bir buhran yaşıyoruz sanki.
Sanki bir Amok koşucusu gibi sonunda yok olacağımızı bildiğimiz halde dalıyoruz epik yanlışlıkların içerisine. Sonunda tükeneceğiz ve yine de bile bile gidiyoruz o yoldan.
Rating, oy, ekmek kaygısı neticesinde üzerinde sushi yenen manken kızlara döndük millet olarak, birilerinin masasına meze olduk.
Masadan kalkmak da elimizde, masada kalmak da… Tercih bize ait.
Benzer yazı yok.
