MPR yani Marketing Public Relations, Halkla İlişkiler – PR içinde yeni bir kavram.

MPR’ı anlayabilmek için öncelikle kısaca Halkla İlişkiler – PR hakkında bilgi verelim.

Halkla İlişkiler için “Belirlenmiş hedef kitleleri etkilemek için hazırlanmış planlı, inandırıcı, bir iletişim çabasıdır.” ya da

Halkla İlişkiler "Davranışlarımızın, söylediklerimizin ve başkalarının hakkımızda söylediklerinin sonuçları ile, yani "itibarımız" ile ilgili bir uzmanlık alanıdır. Halkla İlişkiler çalışmalarının amacı itibarı korumak, desteklemek, artırmak ve düşünce, davranış biçimlerine etki edebilmektir." diyebiliriz.

Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin yaptığı tanıma göre ise halkla ilişkiler, “Bir girişimin kamu ya da özel sektörde faaliyet gösteren bir kuruluşun temasta bulunduğu ya da bulanabileceği kesimlerin anlayış, sempati, ve elde etmek ve devam ettirmek için yaptığı sürekli ve örgütlü bir yönetim görevidir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bu tanımların hepsi doğru tanımlar…Bugün ise Halkla İlişkiler sadece halkla ile işletme arasında kurulan doğru iletişim çabasını değil, işletmenin halka sunduğu ürünler için geliştirdiği iletişimi de kapsar hale geldi ve pazarlamanın içine aktif olarak katıldı.

PR => 1.CPR  2.MPR

MPR => 1.Pro-aktif PR 2.Re-aktif PR

KURUMSAL HALKLA İLİŞKİLER – CPR’ın tanımını kısaca yapıp üzerine çok gitmeyeceğiz.  Asıl konumuz MPR ne de olsa :)

KURUMSAL HALKLA İLİŞKİLER – CPR, kurum ya da kuruluşun muhatap olduğu ve olacağı bütün hedef kitleler ile ilişkileri düzenleyerek, bu kitlelerin kuruma karşı olan bilgisizliklerini, bilgiye, ilgisizliklerini ilgiye ve de sempatilerini kurumsal kimliğe dönüştürme çabalarının bütünüdür ve faaliyetleri itibariyle de klasik anlamdaki halkla ilişkileri temsil etmektedir.

MPR ise kuruma yönelik olan CPR’ın aksine ürüne yönelik faaliyetleri içermektedir. MPR daha çok pazarlamaya yakındır.

PAZARLAMA YÖNLÜ HALKLA İLİŞKİLER – MPR

Pazarlama yönlü halkla ilişkiler; satışı ve müşteri memnuninyetini teşvik eden, şirketleri ve ürünleri tüketicilerin istekleri, ihtiyaçları, çıkarları ve özel ilgi alanları ile özleştiren, inanılır, güveniler, bilgi ve etkileşim iletişimini kullanan toplam bir planlama, yürütme ve değerlendirme programı sürecidir.

Bir başka ifadeyle MPR, işletmenin satışını artırmak amacıyla pazarlama stratejileri doğrultusunda pazarlama faaliyetlerini destekleyen halkla ilişkiler uygulamalarıdır.

MPR, pro-aktif halkla ilişkiler ve reaktif halkla ilişkiler olmak üzere iki grupta incelenmektedir:

1. Pro-aktif Halkla İlişkiler: Bir işletmenin pazarlama amaçları tarafından yönetilmektedir. Defansif olmaktan çok ofansif eğilimlidir. Ve problem çözmekten öte fırsat kollayıcıdır. İşletmenin ürün ve hizmetini tanıtmak, ek bir görüntü, haber değeri, meşruiyet ve güvenilirlik kazandırmak için diğer pazarlama iletişimi araçlarıyla bütünleşik bir şekilde kullanılır.

Pro-aktif halkla ilişkilerin en önemli rolü ürün tanıtımları (lansmanı) ve var olan ürün yelpazesinde meydana gelen değişikliklerinde oynamaktadır. Pro-aktif halkla ilişkiler diğer pazarlama iletişimi unsurlarını bütünleştirerek ürün / hizmet lansmanına bir haber özelliği ve değeri katmaktadır. Genel olarak pazarlama ile iletişimin birlikteliğini içermektedir.

2. Re-aktif Halkla İlişkiler: Herhangi bir kurum ya da kuruluşun karşı karşıya kaldığı negatif durumları başarıyla atlatabilmesine yönelik giriştiği halkla ilişkiler çabalarıdır.

Re-aktif halkla ilişkiler, dış etkenlere bir cevap tavrıdır. Dış güçlerin ve rakiplerin ortaya çıkardığı durumlardan, tüketici davranışlarındaki değişmelerden, devlet politikalarında meydana gelen değişimlerden ve diğer dış etkenlerin sonuçları bağlamında gerçekleşmektedir. Re-aktif halkla ilişkiler firma için olumsuz sonuçlar doğuran değişikliklerle uğraşır.

Re-aktif halkla ilişkiler, şirketin imajını ortaya koymak, güçlendirmek dolayısıyla gelirin artırmak amacında olan pro-aktif halkla ilişkilerin aksine işletmenin zedelenen itibarını onarmak, pazar kaybını önlemek ve düşen satışıları tekrar kazanmak amacındadır.

Reaktif halkla ilişkiler, genel olarak kriz zamanlarında yapılan halkla ilişkiler faaliyetlerini içermektedir.

Pro-aktif ve olmak üzere iki ayaktan oluşan MPR genel olarak şu faaliyetlerde bulunmaktadır:

  • Yeni ürünlerin tanıtımına yardımcı olmak.
  • Var olan ürünlerin tanıtımını yapmak ve canlandırmak.
  • İşletmeyi konusunda uzman ve lider olarak konumlandırmak.
  • Tüketicilerin ürüne olan ilgisini pekiştirmek, güvenlerini kazanmak.
  • Ürüne destek veren güçlü kurum imajını yaratmak. (Bu amaçla CPR faaliyetlerin desteklemek)
  • Olası krizlere karşı hazırlıklı olmak ya da kriz döneminin olumsuz etkilerini en aza indirmek.
  • Yeni pazarlar oluşturmak, ikincil pazarlara ulaşmak veya zayıf olan pazarları desteklemek.

Kaynak:Danismend – Mustafa Duran

Benzer Yazılar:

  1. Doğrudan Pazarlama nedir? Ne değildir?
  2. Pazarlamada 2008 Öngörüleri
  3. Kanyon’a ICSC Solal pazarlama ödülü!
  4. Pazarlama Blogları Karnavalı Başlıyor!
  5. Yine Çarşamba: Pazarlama Blogları Seçkileri!


  • Büyük bir keyifle okuyorum yorumlarınızı ve katılımınız için de teşekkür ediyorum.
    Tabi ki tüm bu yazdıklarımız MPR kavramının varlığını ortadan kaldırmıyor.
    Zaten olaya pazarlama iletişiminin halkla ilişkileri kapsaması ya da halkla ilişkilerin pazarlama iletişimini kapsaması olarak bakmak doğru da değil bence.
    Zaman içerisinde işletmeler geliştiği gibi işletmeciliğe ait kavramlar da gelişecek ve belki de değişecektir.
    Buna kapalı olmak, öngörüsü yüksek ve değişime hazır olması gereken bizler için çok da doğru değil.
    Amacım bu yazıyı yazarken özellikle MPR ve CPR kavramlarının içeriğini de tartışmaya açmaktı. Sanırım bunda da başarılı oldum.
    Değerli fikirlerinizi paylaştığınız için hepinize tekrar teşekkür ederim.
  • evet müge katılıyorum ve eklemek istediğim önemli açıklamalar var. halkla iliskileri bilmeyenler genelde sokaktaki halkla iliskiler oldugunu dusunur:)) ancak halkla iliskiler isletmelerde yonetimin hemen yanında yer alan en yuksek ikinci kademedir. hatta sırası geldiginde strateji planlaması yaptıgı icin yönetimi bile yönetir. ayrıca halkla iliskiler uygulama ve fonksiyonları bakımından isletmenin omurgasıdır onu ayakta tutan en önemli fonksiyondur. yeri geldiginde pazarlamayı dahil isletmenin tum diger birimlerine yaptırım gucu vardır. yani diyecegim o ki halkla iliskiler pazarlamanın degil tam tersi pazarlama dahil isletmenin diger tüm birimleri halkla iliskilerin altında görevlerini gerceklestirir (bu fonksiyonel olarak böyle olmalıdır ki isletme gercekten basarili bir isletme olabilsin)
    saygılar ve sevgiler...
  • müge gürsoy
    yani kısaca iyi iletişim, halkla düzgün gerçeğe dayanan samimi ilişkiler sonra pazarlama:D
  • müge gürsoy
    halka ilişkiler eğitimi alıyorum. okulda, kitaplarda hayatta bizzat yaşadığım deneyimlerle öğrendiğim birşey varsa kimi pazarlama halkla ilişkiler ağırlıklı olabilmekte kimi zmanda tam tersi. Bu bunları uygulayan işletmenin yapısına ve stratejisine göre değişmektedir. fakat şu da varki halkla ilişkiler ve pazarlama birbirinden ayrı kavramlardır. pazarlama daha çok satışa yönelikken halkla ilişkiler hem ürün satışına yönelik olabildiği gibi hemde kurum itibarını arttırmaya kurumda kültür oluşturmaya yönelik özellikleri ağır basmaktadır. yani eğer iyi bir iletişiminiz yoksa hedef kitlenizle istediğiniz kadar pazarlayın durun bence:D
  • bu konuda Özgür Emre'ye katılıyorum. çünkü halkla iliskiler pazarlamanın alt kolu olamaz. öyle olsa iletisim bilimleri alanında kaynak bir bölüm olarak okutulmazdı, direk finans alanında pazarlama altında okutulurdu. bu yüzden artık halkla iliskiler ve reklam adı altında değil halkla iliskiler ve tanıtım uzmanlığı adı altında okutuluyor. ve baslı basına gercekten cok emek ve yaratıcılık isteyen bir meslek. saygılar
  • Fikir kapışmasını sevdim :) Beni de tetikledi cevap ver cevap ver diye. :)

    Ben PR' ı pazarlamanın dışında görmediğimden olsa gerek MPR adı altında bir köprüye gerek duymuyorum. Zaten literatürde pek çok büyük pazarlama insanı da aynı şekilde pr' ı reklam gibi, promosyon gibi bir parça olarak görmektedir.

    derim ben :) İnadım inat kısaca. MPR' ı hala kabul etmiyorum :)
  • Fikir ayrılığı demeyelim Burcu'cum :) Fikir çatışması nasıl? Hmm,bu da iyi durmadı. Fikir kapışması :)
    Neyse şimdi bulamadım...
    Bu konuyu Pazarlama Blogları Karnavalı'nın ilk haftasında özellikle seçtim aslında.
    Niyetim tartışmaya açmaktı bu kavramı.
    Sanırım başarılı da oldum.
    MPR kavramını incelerken ben de çok tereddüte düştüm. Belki de bu tetikledi beni.Yaz,yaz,yaz diye :)
    MPR terimi bir müddettir var. Ben MPR terimi ile Pazarlama İletişiminin kesistiğini ya da Pazarlama İletişiminin MPR'ı kapsadığını öngörsem de bunu PR'ın pazarlama odaklı hali diye düşünüyorum.
    İster istemez bu MPR'ı Pazarlama İletişimiyle yoğun bir şekilde irtibata sokuyor ama aynı şey haline getirmiyor.
    Pazarlama iletişiminin stratejik planlaması, uygulanması ve ölçümlenmesi halkla ilişkilerin yeni boyutları içerisinde ve gelişim trendinde yer almaktadır.
    Halkla ilişkilerin yapısal ve işlevsel olarak geçirdiği evrim sonucunda pazarlama sürecinde daha aktif roller üstlenmesini olanaklı kılmaktadır.
    Halkla ilişkilerin CPR, kurumsal halkla ilişkiler yapılanması, klasik anlamdaki bütün halkla ilişkiler faaliyetlerinin yürütülmesini sağlarken, MPR, pazarlama yönlü halkla ilişkiler ve onun alt açılımları olan pro-active ve re-active halkla ilişkiler uygulamaları da müşteri odaklı pazarlama anlayışı içinde pazarlamaya ihtiyacı olan iletişim bilgi ve becerisini aktarmaktadır.
    Pazarlamanın, artan rekabet olgusu içinde gözden kaçıracağı veya düşünemeyeceği toplumsal değerlere yönelik uygulamalar, halkla ilişkiler tarafından temel kriterler olarak kabul edilmekte. Bu da MPR'ın pazarlama ile PR arasında ciddi bir köprü görevi gördüğünü göstermekte diye düşünüyorum.
  • Sanıyorum ilk defa bir fikir ayrılığı yaşayacağız :) Çünkü ben MPR tanımına ve terimine inanmıyorum. MPR adı altında tanımlanan her şey zaten pazarlama iletişiminin alt görevleridir. PR da pazarlamadan ayrı tutulabilir bir konu değildir. PR ve reklam pazarlamanın alt kolları şeklinde pazarlama iletişiminin birer parçasıdır. Dolayısıyla PR' ı pazarlamanın alt dallarından biri haline getirmek bence yeterince gereksiz. Yeni terimlere karşı olan aşırı duyarlı mekanizmam MPR denince de harekete geçiyor. Nasıl ki pazarlama şirketin ürünlerine yönelik stratejiler yerine ürünler, rakipler, pazarlar için ayrı ayrı stratejiler geliştiriyorsa aynı şekilde PR da sadece ürün lansman ve tanıtımlarına yönelik değil kuruma,imaja yönelik işler de yapıyor. Ancak ben özellikle Türkiye' deki pek çok PR ajansının bunlar dışındaki herşeyle ilgilendiklerni düşünüyorum.Özellikle re-aktif PR Türkiye' de çok kötü işliyor. Kriz yönetimlerinde gecikmeler, kötü kriz yönetimleri yapılıyor. Neden? Çünkü pazarlama planlarında senaryo teknik kullanarak gelecek planlaması yapan marka olduğunu bile sanmıyorum. Pazarlama stratejilerinde senaryo teknikleri kullanmayan markaların kriz durumunda farklı senaryoları olmadığından iş tamamen PR ajanslarına düşüyor ve olanlar markaya ve imaja oluyor elbette.

    Türkiye tanıtımının bu kadar kötü olmasının en büyük nedeni yetkin pazarlama profesyonellerinin henüz karar verme mekanizmasına dahil olmamalarıdır. Pazarlamadan bir haber giden bir düzen her sene abuk sabuk şekillerde reklam ajanslarına iş verir. Sonra bir reklamla o sene Türkiye' nin imajının düzeleceğine turizm hedeflerinin vurulacağına inanılır. Bütün sektör reklamları tartışır. Ama bir ay sonra ortada kimse bu konudan bahsetmez. Nasılsa seneye yeni birine verilir iş. Oysa sadece bir su altı turzimi ve eski Mısır tarihinden başka bir şeyi olmayan Mısır' ın ülke olarak turizm konusundaki algısının bizden çok daha iyi olduğuna kimse şaşmasın. Ülke tüm bu sorumluluğunu işin başına pazarlama kökenli bir uzman eşliğinde PR ajansına bıraktı. Ve son 5 senede inanılmaz bir Mısır esintisi gördük. Turizmin patladığı sene meydana gelen ve abancı turistlerin hayatını kaybettiği terör saldırısını bile büyük bir ustalıkla kapatıp, yola devam etmeyi bildiler. Pazarlama ile PR birbirinden çok bambaşka değildir. Birlikte yürür. Yürümezse Mısır gibi değil Türkiye gibi olur :)

    Sanırım ben bu konuyu bir gün yazmalıyım. Daha da uzatmayacağım :)

    Sevgiler.
blog comments powered by Disqus
blank